8.03.2026

YOLA REVAN OL


Size imkansızı fısıldayanlara kulaklarınızı kapatın.
Ve unutmayın: İnsanı yoran yolda olması değil, yolun sonunu bulamamasıdır.
O yüzden yolun sonunu aramamalı...
Yola revan olmalı...
Maksuda varmanın tadı bir anlık iken, yolda olmanın tadı yol boyunca sana eşlik eder.
Zaten doyumsuzluğu besleyen de sabır ve emek ile yoğurulmadan çarçabuk elde edilen semere değil midir?

2.03.2026

MÜKAFATI SINIRSIZ İBADET: ORUÇ


Oruç, boş bir mukaveleye imza atmak gibidir. Mümin, sahurla birlikte bu sözleşmenin altına imzasını atar; mukaveleye yazılacak rakamı, yani bu eşsiz sabrın mükafatını ise bizzat orucu emreden Rabbimiz, Kendi sonsuz cömertliğiyle takdir eder.

Sahih-i Buhari ve Müslim’de Allah Resulü (sallahü aleyhi vessellem) şöyle buyurduğu nakledilir:

"Âdemoğlunun işlediği her hayır işi için on katından yedi yüz katına kadar sevap yazılır. Allah Teâlâ buyurdu ki: 'Oruç müstesna! Çünkü o benim içindir ve onun mükâfatını (miktarını belirtmeksizin) bizzat Ben vereceğim.'
----------  
Not: Futbol dünyasında "boş mukaveleye imza atmak", bir futbolcunun kulübüne duyduğu sonsuz güveni ve vefayı temsil eder. "Rakam ne olursa olsun, razıyım çünkü ben renklerime bağlıyım" demektir.  

27.02.2026

ZİHİN İNŞA EDEN KÜÇÜK SORULAR


Bana Fizik bilimini kim mi öğretiyor? Soru soran öğrencilerim..
Benim görmediklerimi görüyorlar. Benim önemsemediklerimi önemsiyorlar. Ve o detayları bana soru olarak birer birer soruyorlar.

İnsan çoğu kez bir kabulün parçası olur. Eğer bir kabulün parçası olursan kendine soru sormayı başaramazsın, o kabulü sorgulayamazsın.

O zaman birilerinin sana soru sormasına izin ver. İnsanların soru sormasını teşvik et. Cevabı bilmiyorsan, bilmiyorum, de. Ama cevap bulmak için de gayret et. Farkındalık ve ilerleme ancak bu şekilde gerçekleşir.

20.02.2026

MENZİLİ DOĞRU ÇİZMEK


Eskiden bir işe niyetlendiğimde sorulan 'Kazancın ne olacak?' sorusu, içimde tarifi zor bir huzursuzluk ve tiksinti uyandırırdı. Şimdi anlıyorum ki; aslında soru doğruydu, sadece hedefi yanlıştı.

Asıl sorulması gereken şuydu: 'Bu gayretin, senin en uzak geleceğine, yani sonsuzluğuna ne katacak?' Mademki ebedi yurdumuzu buradaki iyilik ve güzelliklerle inşa ediyoruz ve asıl hayatımızı orada yaşayacağız; o halde her emeğin ucu oraya dokunmalıydı. Zira Efendimiz’in (sav) buyurduğu gibi; 'Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır.' Niyetimizi o en uzak ufka kilitlediğimizde; ailemizin geçimini sağlamak veya birinin yükünü hafifletmek gibi dünyevi ameller, o büyük niyetin içinde filizlenip ebedi birer kazancı netice veriyor. Ve biz bakışımızı o asıl menzile hedeflediğimizde, dünya o uzun yolculukta kendiliğinden inşa olan bir ara durağa dönüşüyor.

Fakat zamanla bu sorunun hedefi sapmış ve dünyanın sadece fani zevklere bakan o sığ yüzüne, yani 'Bu dünya adına ne kazanacaksın?' sorusuna hapsolmuş. Bediüzzaman’ın o meşhur tasnifiyle bakarsak, dünyanın aslında üç yüzü vardır: Biri Esma-i İlahiyeye bakar; bir sanat eseri gibi Yaratıcı’yı anlatır. Diğeri ahirete bakar; dünya bir tarladır, burada eker orada biçersiniz. Üçüncüsü ise geçici zevklere ve insanın heveslerine bakan fani yüzüdür. İşte o 'ne kazanacaksın?' sorusu, ruhumu dünyanın sadece bu üçüncü yüzüne hapsetmek istediği için o haklı tiksintiyi uyandırıyormuş.

Sanırım sadece ve sadece üç günlük bir dünya için ter dökmeyi tek gaye edinemeyen ruhum ve vicdanım, bu niyet kayması nedeniyle o soruya karşı bu denli büyük bir tiksinti duymuş. Halbuki niyetimizi sonsuzluğa diktiğimizde, dünya zaten bu uzun yolculuk içinde hak ettiği o küçük yerini kendiliğinden buluyor. 

Öyleyse her ne yaparsa yapsın, insanın hedefi o uzun geleceğe matuf olmalı… Yolun sonundaki elmas kıymetindeki kazançları, yol üzerindeki çakıl taşlarına feda etmemeliyiz.

13.02.2026

BABADAN KIZINA KALEMİN YOLCULUĞU


Kızım, üniversite eğitimi için yanımızdan ayrıldığında, bizi özlediği anlarda sığınabileceği bir liman olsun diye daha önce kaleme aldığım hikayelerimi küçük bir kitapçık haline getirip ona vermiştim.

Geçenlerde o satırları tekrar okumuş. "Baba," dedi, "bu hikayeler gerçekten çok etkileyici. Bunları neden gerçek bir kitap haline getirmiyorsun?" Bu teklifi duyunca tebessüm ettim, "Neden olmasın?" dedim. 

İşin ilginç tarafı şu ki; ablasının vefatının ardından onun yazdığı bir metni görünce kaleminin ne kadar güçlü olduğunu fark etmiş ve ona yazmaya devam etmesini öğütlemiştim. Ancak o henüz böyle bir ihtiyaç hissetmemişti. Zira yazmak, aslında ruhun bir ihtiyacıdır. Bir noktadan sonra sadece yazmış olmak için yazılmaz; içindekiler taşmaya başlayınca dökülür kağıda.

Şimdi onun bu tavsiyesine uyuyorum. Biriktirdiğim, demlenmeye bıraktığım o hikayeleri gün yüzüne çıkarıyorum. İlk adım olarak bu hikayeleri, ismini "Yolum Bozkırdan Geçti" koyduğum blog sayfamda paylaşmaya başlayacağım. Orada her bir hikaye peyderpey yerini bulacak ve belli bir hacme ulaştığında ise inşallah hepsini bir kitapta toplayacağım.

Hikayelerimin ilk durağına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

YOLUM BOZKIRDAN GEÇTİ