
Eğer bir şeyi ne kadar eksik öğrendiysen, "mükemmel" denilen noktaya ulaşman o kadar zorlaşıyor. Sanki temeli yamuk atılmış bir bina gibi; kat çıktıkça eğrilik daha da göze batıyor. Mükemmeli bulmanın tek yolu var: o şeyi bilmediğine kendini ikna etmek, yani o şeyi tamamen unutmak.
Geçen gün ney üflerken bu gerçek ete kemiğe büründü sanki. Çok sevdiğim bir parçayı daha önce notaya bakmadan, tamamen kulaktan dolma bir şekilde üflemeyi öğrenmiştim. Bu kez ise notalarına bakarak üfleyeyim dedim. Gözüm notayı görüyor, zihnim "şöyle yapmalısın" diyor ama o eski alışkanlık, o hatalı kas hafızası devreye girip her şeyi bozuyordu. Sanki notayla üflemeyi hiç bilmiyormuşum gibi bir tıkanıklık...
Zihin garip bir mekanizma. Kendini sıfırlamak hiç de kolay bir iş değil. Sürekli sana "sen zaten yapıyorsun, biliyorsun" diyor. Oysa o çok bilmişlik, o kibir, bizi gerçek ustalığın uzağına fırlatıyor.
-----------------------------------------------------------------------------------
Kuran-ı Kerim'de Allah (c.c) Hz. Muhammet (s.a.v) ümmiliğine bir kaç yerde olumlu anlamda atıfta bulunur.
Eğer Hz. Peygamber'in zihni o günün felsefesiyle, edebiyatıyla veya diğer dinlerin teolojik tartışmalarıyla dolu olsaydı; gelen ilahi mesaj o zihni müktesebatına takılmaz mıydı? Bir neyzenin notasız çalarken araya kendi yorumunu katması gibi, belki de o saf vahye insani bir tortu karışabilirdi.
O zaman Hz. Muhammet'in (s.a.v) ümmiliği, aslında bir eksiklik değil, muazzam bir "hazır olma" haliydi. Böylece onun (s.a.v) zihni ve kalbi, beşeri olanlardan uzak, sadece ilahi olana ayna olabildi. Bu durum ise kendisine gelen vahyi en saf haliyle, hiç bozmadan sunabilme olanağını verdi.
"Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o Ümmi Peygamber'e uyarlar..." (A’râf Suresi, 157. Ayet)
Bizler de hayatın içinde bir konuda ustalığa ulaşmak istiyorsak, belki de önce kendi 'ümmi'liğimize dönmeyi denemeliyiz.
Ney'in perdesine basarken, bir fizik problemi çözerken ya da bir insanı anlamaya çalışırken; sanki onu ilk kez duyuyormuş, ilk kez görüyormuş gibi davranmamız gerekiyor. Belki de bu yüzden Nietzsche, "unutmayı" bir erdem, hatta yaşam için bir gereklilik olarak görüyordu.
Demek ki, ruhsal ve bilişsel doyuma giden yol, mükemmel olduğunu inanmaktan değil, zihne "bilmiyorum" cümlesini söyletebilmekten geçiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder