İnsanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı, elinde tuttuğu her şeyi kendi mülkü sanması sanırım. Bizde bulunanları kendi irademizle var etmişiz gibi bir kibirle yaşıyoruz. Oysa zamanın akışıyla elimizde kayıp giden hiç bir şey hakikat noktasında bize ait değildir.
Bize ait olmayan bir varlık üzerinde dilediğimiz gibi tasarruf etme, onu hoyratça harcama hakkımız da olamaz. İşte bu mülkiyet iddiası bittiğinde, yerini derin bir emanet bilinci alır; insan kendi ömrüne hükmeden bir efendi değil, onu korumakla mükellef bir emanetçi olduğunu anlar. Bu noktadan itibaren bize bu canı lütfedenin koyduğu sınırlara uymak, bir kısıtlanma olmaktan çıkar.
İşte bu kabulleniş, insanın omzundaki en ağır yükü de ortadan kaldırır. Zaten sana ait olmayan bir şeyi kaybedemezsin; sadece onun seninle aynı zamandan geçerken bıraktığı izlere tanıklık edersin. Bu illüzyondan kurtulup sahiplik hırsından şahit olma bilincine geçtiğimizde, mahrumiyet korkusu biter ve geriye sadece derin bir teslimiyet kalır.
-----------------------------------------------------
"İşte bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse (O'nun sınırlarını gözetirse), Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere koyar; orada devamlı kalırlar. İşte büyük kurtuluş budur."
— Nisâ Suresi, 13. Âyet.



