5.02.2026

HAYAL KURMA HAKKI

Şark köşesi ferahlığında döşenmiş o geniş balkonda, akşam rüzgârının "üful üful" esen serinliğini hissederek oturuyorduk. Sohbetimiz, rüzgârın ritmine ayak uydurmuş, iyice derinleşmişti. Söz bazen memleketin ahvaline uzanıyor, bazen de ticaretin yorgunluklarına ve istikbale dair beklentilere dokunup geçiyordu.

Kapalıçarşı’nın hatırı sayılır, varlıklı kuyumcularından birinde misafirdim. Sohbetin en koyu yerinde yüzündeki tebessüm dondu; yerini derin bir ciddiyete ve inkisara bıraktı. Eliyle, biraz ötede duran on dört-on beş yaşlarındaki benim de sınıf öğretmeni olduğum oğlunu işaret etti: 

"Hocam! Ben ne yaparsam yapayım, şu çocuğu bir türlü memnun edemiyorum. İstediği her şeyi, daha ağzından çıkar çıkmaz önüne seriyorum; lakin nafile... O memnuniyetsizliği, o tatminsiz hali beni kahrediyor."

Bu sözler üzerine içim burkuldu. Garip bir şekilde, evladının istediği basit bir oyuncağı maddi imkânsızlık yüzünden alamayan bir mahcup babaya duyduğum hüzünden daha fazlasını hissettim onun için. Zira o baba yoklukla sınanıyordu; bu baba ise varlıkla.

Bu satırları aslında 2012 yılında kaleme almışım. Geçenlerde tozlu arşivimi tararken karşıma çıktı. Okuyunca duraksadım, geçen zamana biraz da hayıflandım doğrusu.

Bugün o balkonda, o dertli baba ile yeniden oturuyor olsaydık, muhtemelen ona şunları söylerdim:

"Aziz dostum, mutluluk dediğimiz o efsunlu his; bir şeye sahip olmakta değil, onun yokluğunda varlığının hayalini kurabilmekte saklıdır. Siz, evlatlarınıza arzuladıkları her şeyi, daha onlar 'arzu' nedir, 'beklemek' nedir bilmeden vererek, onları dünyanın en büyük hazinesinden; 'hayal kurma zevkinden' mahrum bırakıyorsunuz."

Rahmetli babam —ruhu şad, mekânı cennet olsun— bana çocukluğumda sadece bir kez oyuncak araba alabilmişti. Basit, plastik bir arabaydı. Ama gelin görün ki, renginden tekerleklerindeki o tırtıklı desene kadar her ayrıntısı dün gibi aklımda. O günkü heyecanımı, kalbimin pır pır atışını ve babamın o hediyeyi uzatırken onun yüzüne yayılan gülümsemeyi asla unutmuyorum.

Oysa senin oğlunun odası muhtemelen ağzına kadar oyuncakla, teknolojiyle doludur. Ama korkarım ki, o yığınlar arasında hatırlayacağı, hikâyesi olan tek bir "plastik arabası" bile yok. Biz yokluğun terbiyesinden geçip varlığın kıymetini bildik; o ise sınırsız varlık içinde, hikayesi olan bir tane bile oyuncağa sahip değil. Ne acı ki, her şeye sahip olanın, özleyeceği hiçbir şeyi kalmıyor. 

Esas olan ise her şeyi olan çocuklar büyütmek değil, hikayesi olan çocuklar büyütmektir. 

Lütfen hayal kurma hakkını çocukların ellerinden almayın.

Hiç yorum yok: