31.12.2011

BOŞ MU, DOLU MU?

Bir nimete şükretmek için, o nimetin yokluğunun ıztırabını çeken birini görmek, bana emek mahrumu bir kazanım gibi geliyor. Şıklardan giderek cevabı bulmak kadar ucuz...
Oysaki "yok"tan "var" edildiğimizi idrak etmek daha tesirli bir şükür sebebi olmalıydı.
Yani bidayette verilen nimetin "yok" olmasından değil, hediye edilen yüzlerce ve binlerce nimetin "var"lığından şükür hisleriyle dolmalıydık.
--------------------------------------------------
Kuran-ı Kerimde buyuruluyor ki:
*Rahman Kur’ân’ı öğretti.
*İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.
*Güneş ve ay bir hesap ile hareket ederler.
*Yıldızlar ve bitkiler hep secdededirler.
*Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mîzânı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız.
*Öyleyse siz de tartıyı adaletle yapın, sakın teraziyi, dengeyi aksatmayın.
*Allah yeryüzünü de canlı yaratıklar için alçaltıp döşedi.
*Orada meyve çeşitleri, salkımlarla dolu hurma ağaçları, saplı ve yapraklı hububat ve hoş kokulu bitkiler vardır.
*O halde Rabbinizin hangi nimetlerini inkâr edebilirsiniz? (RAHMAN 1-13)

22.12.2011

BAĞIMLIYIM, BAĞLIYIM!

Bu sene mezun ettiğimiz bir öğrencimiz üniversitesiyle ve oradaki arkadaşları ile ilgili ilk intibalarını şöyle paylaşmıştı:

"Bu arada bizim sınıfta herkes sigara kullanıyor. Alkol desen almış başını gitmiş de tek ben öyle saf gibi kaldım aralarında. Hiç alkol sigara almadım, dedim hepsinin yüzünün rengi bir değişti, çok rezil oldum."

Bu yorumu okuyunca yüreğimin derinlerinde bir sızı hissettim. Siyahın beyaz, beyazın siyah olduğu devir bu olsa gerek diye düşündüm. Bir insan düşünün ki hayatını devam ettirsin diye kendisine karşılıksız verilen sermayesini muhafaza ettiği, amaç dışı kullanmadığı için bu emanetleri suistimal edenlerden utanıyordu.

Dayanamadım ve onun yorumuna bir yorum da ben ekledim:

Alkol ve sigara kullanmamak bir üstünlüktür. Bence o arkadaşların sana gıpta ile bakmışlardır. Çünkü isteseler de sigarayı söndüremez, alkole elveda diyemez, bağımlı olmamanın gücünü bilemezler.
------------------------------------------------------------
Onlar (müminler) öyle mükemmel insanlardır ki şayet kendilerine dünyada hâkimiyet nasib edersek namazlarını hakkıyla ifa eder, zekâtlarını verir, iyi ve meşrû olanı yayar, kötülüğü önlerler. Bütün işlerin âkıbeti elbette Allah’a aittir.  HAC SURESİ-41

2.12.2011

BİR AÇIDAN YALAN SEBEBİ...

Çok dakik bir öğretmenim. Öğrencilerimden de aynı dakikliği beklerim. İkinci zil çaldığında sınıfın kapısı kapanır. Sonra gelenler geç kalmıştır.
Önceleri, derse geç gelenlere nedenini sorardım. Sonra fark ettim ki, mazaret söyleyenler büyük çoğunlukla yalan söylüyorlar. Ardından şöyle düşündüm: "Neden?" sorusunu sorup onları yalan söylemeye niçin alıştırayım?
Artık "neden" sorusunu sormuyor, derhal cezayı veriyorum.
Ceza ne mi? Kaç dakika geç kaldığına bağlı olarak dersin bir bölümünü ayakta takip etmek!
--------------------------------------------------------------------------------
Hz. Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor: “Peygamberimiz Medine’ye gelişlerinden vefâtlarına kadar kendilerine hizmet ettim. Yaptığım herhangi bir işten dolayı bana: (Bunu neden böyle yapmadın? veya yapmadığım bir iş için de, bunu böyle yapmasaydın!; demedi.”
---------------------------------------------------------------------------------
Ey iman edenler! Size açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyler hakkında sormayın! Maide:101

 

1.11.2011

O'NU UNUTMA!

O'nu unutmuşuz ...  Unuttukça O'nu, başka şeylere kul olmuşuz. Kimi zaman makama... Kimi zaman mekana... Kimi zaman O'nun kullarına kul olmuşuz. Tezata bakar mısın? Nefsimize ve arzularımıza köle oldukça, özgürlükten dem vurmuşuz. 
------------------------------------------------------
Sakın şunlar gibi olmayın ki onlar Allah’ı unuttukları için, Allah da kendi öz canlarını kendilerine unutturdu. Fayda ve zararlarını dahi bilemiyorlar. İşte yoldan çıkanlar bunlardır. (Hasr suresi/19)

8.10.2011

KUSURSUZ KAİNAT, KUSURLU MATEMATİK...

Yıllar önce bir tanıdığımla sohbet ederken bana: "Biliyor musun! Eğer her seferinde şu çiçekle arandaki mesafenin yarısını gidersen, o çiçeği asla koklayamazsın!" demişti. Nedendir bilmem ama o gün o argüman bana çok ama çok romantik görünmüştü.(Çiçek koklayamayacak olmanın neresi romantik demeyin!:)) Belki sonraki yıllarda değişik vesilelerle sohbetlerimde ben de aynı argümanı kullanmıştım.


Geçenlerde fizik öğretmenleriyle sohbetimiz esnasında benzer mevzu tekrar gündeme geldi. Öğretmenimiz bir cismin anlık hızının olamayacağından bahsediyor, bütün hızların aslında bir ortalama hız olduğunu çünkü bütün anların aslında bir zaman aralığı olduğunu söylüyordu. Bu matematik rehberliğinde yukarı atılan ve bir süre sonra geri dönen bir cismin anlık hızının hiç bir zaman sıfır olamayacağını da ekliyordu.


Ben de bir düşünce deneyi yapmaya karar verdim. (Bütün düşünce deneylerini Einstein mi yapacak? Birini de ben yapayım!) Bir foto kamera aldığımı farz ettim. Yukarı atılan bir cismin  fotoğrafını sürekli çektiğimi düşündüm. Ama fotoğraf makinem saniyede 25 resim çekiyordu ve 12. karede yukarı gitmekte olan cisim 13. karede geriye dönmüş oluyordu. Sen bu iş için yetersizsin dedim ona... 
Saniyede 100 resim çeken bir kamera aldım. 50. karede yukarı  giden cisim 51.  karede geriye dönmüş oluyordu. 
Bu kez saniyede 500 resim çeken bir kamera aldım elime... 250. karede yukarı giden cisim 251. karede geri dönmüş oluyordu. Her seferinde durma anına daha fazla yaklaştığımı tahmin ediyor ama bir türlü ulaşamıyordum. Anlaşılan ben saniyede bin, on bin ya da yüz bin resim çeken bir makine kullansam da,  o durma anını yakalayamayacaktım.


Kamerayı aldığım gibi yere çaldım. Ulan, kusurlu aygıt! Neredeyse, kusurlu gözünle kusursuz yaratılan bu gerçeği bana kusurlu gösterecektin" dedim. (Çünkü her geliştirmede beklentiye daha yakın sonuç vermesi, yani kusurunun azalması, bir sonraki düzeltmeye göre hala daha fazla kusurlu olduğunu ispat ediyordu. Yani malum argümana göre, her aşamada kusurunun yarısı giderilse de, asla kusursuz olamayacaktı!)


O sevgili dostlarıma da şimdi şöyle sesleniyorum: "Lütfen, o eksik ve yetersiz matematiğiniz ile  muhteşem yaratılmış bu varlığa nakısiyet atfetmeyiniz. Yani yolun yarısını gide gide, o çiçeği yokluğa mahkum etmeyiniz. Harikalar harikası gözünüzle renginden, burnunuzla da kokusundan lezzet alınız. Sonsuz bir ilimle ve kusursuz bir matematikle yazılmış şu kainat kitabının her noktasını, yetersiz matematiğinizin ihata edebileceğini aklınızdan bile geçirmeyiniz. 
-------------------------------------------------------------------
Rahmetli Durmuş Hocaoğlu üniversite 3. sınıfta bilim tarihi dersimize gelirdi. Bir gün şöyle bir anekdot anlattı. Bir devirde (tam hatırlamıyorum ama eski yunan ya da mısır olma ihtimali yüksek) her bir eşyayı bir tam sayı ile ifade etme moda olmuş. Mesela taş bir sayısına, su iki sayısına, hava üç sayısına vs. tekabül edermiş. Sonra ne mi olmuş? Tarım alanlarını paylaşırken karekök iki sayısınını keşfetmişler.  Ardından almış bunları bir düşünce: "Karekök iki sayısı neyi temsil ede ki?"