31.01.2026

SABIR: EN ÇOK ÖVÜLEN VASIF


Haklı olmak, o an ve derhal bir sonuç alınacağı, kazancın hemen geleceği anlamına gelmez. Hakikat, bazen toprağın altındaki tohum gibidir; filizlenmesi zaman ister. Ancak hak ve doğru üzerinde sabit kalan, istikametini bozmayan kimse, uzun vadede asla hayal kırıklığına (inkisara) uğramaz. Tarih, geçici rüzgarlara kapılmayıp doğrulukta direnenlerin nihai zaferine her zaman şahittir.

Sen şartlar ne olursa olsun karakterinden ödün verme. Eğip bükmeden, bahanelere sığınmadan sadece hak üzerinde dimdik dur! Ve sabrı kendine zırh edin. Unutma ki sabır; sadece beklemek değil, bekleme sürecinde duruşunu bozmamaktır.

Rabbimiz, bu zorlu hayat yolculuğunda sabrı kuşananları Kuran-ı Kerim’de pek çok müjde ile övmüştür:

"İşte onlara, hak yolda sabır ve sebat göstermelerine karşılık, kendilerine cennetin üstün sarayları verilecek. Oraya selamla, hürmetle buyur edileceklerdir" (Furkan Suresi, 75)

"İşte onlar, gösterdikleri sabır ve sebattan dolayı çifte mükâfat alırlar. Onlar kötülüğe iyilikle mukabele eder ve kendilerine nasib ettiğimiz mallardan, Allah yolunda harcarlar." (Kasas Suresi, 54)

"Sizi mutlaka imtihan edeceğiz, ta ki içinizden mücahede edenleri, sabır ve sebat gösterenleri tanıyacak ve gösterdiğiniz yararlılıkları imtihan meydanlarında örnek göstereceğiz" (Muhammed Suresi, 31)

23.01.2026

FAİLİ MEÇHUL DEĞİL, FAİLİ MEŞHUR

 

Agnostizm "Tanrı bilinemez" demiş. Bu yüzden Tanrının varlığına ve yokluğuna aynı mesafede olduklarını iddia ediyorlar. 
Ama ikisi aynı şey değil. 
Mesela bir yerde bir suç işlendiyse, failin ortalarda görünmemesi suçlunun yokluğuna mı işaret eder? 
Elbette öyle değil. Oysa agnostizmin çıkış noktası bu.
Halbuki, olay yeri inceleme gelir, kanıt toplamaya başlar. Topladığı kanıtları bir araya getirir ve bunlar üzerinden akıl yürüterek suçun nasıl işlendiğini anlamaya çalışır. Buradan da suçlunun kimliğine ulaşmaya çalışır. 
İnsan da Evrende olup biten sınırsız faaliyetten kanıtlar toplar, o kanıtları bir araya getirir. O kanıtlar üzerine akıl yürütür, o akıl yürütme üzerinden o mekanizmanın nasıl işlediğini anlamaya çalışır. Buradan da o mekanizmayı kuran ve işletene yani Yaratıcıya ulaşır. 
Reddetmek/kabul etmek ayrıdır; bütün yönleri ile tanımamak/tanımlayamamak ayrıdır. 
İslam tasavvufu da Allah'ın (c.c) bütünüyle bilinemeyeceğinden bahseder. Ama Güneşin su damlalarındaki akisleri gibi, Allah'ın(c.c) da eserlerinden insanın sınırlı kavrayışı ölçüsünde bilinebileceğini ifade eder.
Aynen bir arifin dediği gibi:

"Mârûfsun, bilinmez Zât’ın,
Her şeyi kaplamış tahtın;
Görenler görmüştür Sen’i,
Gözsüzlere pinhân Rabb’im!
Bildim diyenler aldandı,
Bilmeyenler nâra yandı;
Gönlümde kenzen bilindin;
Âşıklara Sübhân Rabb’im!"