
Geçtiğimiz günlerde bir meslektaşımla bir tartışmanın içinde buldum kendimi. Konu dönüp dolaşıp insanların, özellikle de gençlerin "kusurlarına" geldi. Şu soruyu sormadan edemedim: İnsan neden ısrarla başkalarının kusurlarını araştırır? Neden başkalarının hatası üzerine bu kadar çok kelime tüketir?
Bir insanda kendimizce bir kusur bulduğumuzda, o kusura o kadar çok odaklanıyoruz ki, o kişinin diğer tüm pozitif değerlerini çöpe atıyoruz. Bir hata yüzünden birine düşman olduğumuzda veya onu yargıladığımızda; o insanın pek çok güzel özelliğini göremez hale geliyoruz.
Bediüzaman Said Nursi ne güzel söyler: 'Bir gemide dokuz cani ve bir masum olsa, o gemi batırılamaz. Bir insanda dokuz kötü vasıf ve bir tane güzel vasıf olsa o insana düşman olamazsın." Kaldı ki kaç insan dünya yüzünde bu haldedir? Birini sadece kusuru üzerinden tanımlamak, onu bir "insan" olmaktan çıkarıp bir "problem" haline getirmek değil midir?
İşin garibi, bunu çoğu zaman "ıslah etmek" veya "daha iyiye ulaştırmak" kılıfı altında yapıyoruz. Ancak bugüne kadar sadece kusurları işaret ederek, insanları hataları üzerinden yargılayarak ulaşılan tek bir "olumlu sonuç" görmedim. Tam aksine; kusurları büyüteç altına aldığımızda, aradaki o gönül köprülerini birer birer yıkıyoruz.
İnsanlar, özellikle de yolun başındaki gençler, kendilerine söylenen süslü cümlelerden çok, karşılarındaki insanın davranışlarını kopyalarlar. Biz ne kadar "doğru olanı" anlatırsak anlatalım, eğer yaşantımıza o doğruların güzelliği yansıtamadıysak, sözlerimiz uçup gider.
Asıl mesele, bir kusurun etrafında doğru olanı yaşamaktır. Doğruya aşina olan vicdan sizden saçılan ışığı bir gün mutlaka görecektir. "Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur." ayetinden ben ancak bunu anlıyorum. Işığı yakmak yerine karanlığı dövmek, sadece bizi yorar; karanlığı yok etmez.
Kısacası, gelin, insanların eksiklerini avlamaktan vazgeçelim. Bir insanın onurunu ve potansiyelini, onun hatalarına saldırarak değil; iyi özelliklerine tutunarak ortaya çıkaramaya çalışalım. Çünkü dünya, kusur bulanlara değil, o kusurların içinde dahi güzelliği yaşatabilenlere muhtaç.



