30.04.2026

KUSUR AVCILIĞI


Geçtiğimiz günlerde bir meslektaşımla bir tartışmanın içinde buldum kendimi. Konu dönüp dolaşıp insanların, özellikle de gençlerin "kusurlarına" geldi. Şu soruyu sormadan edemedim: İnsan neden ısrarla başkalarının kusurlarını araştırır? Neden başkalarının hatası üzerine bu kadar çok kelime tüketir?

Bir insanda kendimizce bir kusur bulduğumuzda, o kusura o kadar çok odaklanıyoruz ki, o kişinin diğer tüm pozitif değerlerini çöpe atıyoruz. Bir hata yüzünden birine düşman olduğumuzda veya onu yargıladığımızda; o insanın pek çok güzel özelliğini göremez hale geliyoruz.

Bediüzaman Said Nursi ne güzel söyler: 'Bir gemide dokuz cani ve bir masum olsa, o gemi batırılamaz. Bir insanda dokuz kötü vasıf ve bir tane güzel vasıf olsa o insana düşman olamazsın." Kaldı ki kaç insan dünya yüzünde bu haldedir? Birini sadece kusuru üzerinden tanımlamak, onu bir "insan" olmaktan çıkarıp bir "problem" haline getirmek değil midir? 

İşin garibi, bunu çoğu zaman "ıslah etmek" veya "daha iyiye ulaştırmak" kılıfı altında yapıyoruz. Ancak bugüne kadar sadece kusurları işaret ederek, insanları hataları üzerinden yargılayarak ulaşılan tek bir "olumlu sonuç" görmedim. Tam aksine; kusurları büyüteç altına aldığımızda, aradaki o gönül köprülerini birer birer yıkıyoruz.

İnsanlar, özellikle de yolun başındaki gençler, kendilerine söylenen süslü cümlelerden çok, karşılarındaki insanın davranışlarını kopyalarlar. Biz ne kadar "doğru olanı" anlatırsak anlatalım, eğer yaşantımıza o doğruların güzelliği yansıtamadıysak, sözlerimiz uçup gider.

Asıl mesele, bir kusurun etrafında doğru olanı yaşamaktır. Doğruya aşina olan vicdan sizden saçılan ışığı bir gün mutlaka görecektir. "Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur." ayetinden ben ancak bunu anlıyorum. Işığı yakmak yerine karanlığı dövmek, sadece bizi yorar; karanlığı yok etmez.

Kısacası, gelin, insanların eksiklerini avlamaktan vazgeçelim. Bir insanın onurunu ve potansiyelini, onun hatalarına saldırarak değil; iyi özelliklerine tutunarak ortaya çıkaramaya çalışalım. Çünkü dünya, kusur bulanlara değil, o kusurların içinde dahi güzelliği yaşatabilenlere muhtaç.

17.04.2026

TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIK


İnsanın bağışıklık sistemi, mikropların vücudu rahatsız etmesi ile güçlenir.
Sosyal hayat bundan ayrı değildir.
Bırakın mikroplar toplumu birazcık rahatsız etsin ve teyakkuza sevk etsin.
Sadece mikropların o toplumu esir almasına izin vermeyin, yeter.

9.04.2026

RUHSAL DOYUMA GİDEN YOL


Eğer bir şeyi ne kadar eksik öğrendiysen, "mükemmel" denilen noktaya ulaşman o kadar zorlaşıyor. Sanki temeli yamuk atılmış bir bina gibi; kat çıktıkça eğrilik daha da göze batıyor. Mükemmeli bulmanın tek yolu var: o şeyi bilmediğine kendini ikna etmek, yani o şeyi tamamen unutmak.

Geçen gün ney üflerken bu gerçek ete kemiğe büründü sanki. Çok sevdiğim bir parçayı daha önce notaya bakmadan, tamamen kulaktan dolma bir şekilde üflemeyi öğrenmiştim. Bu kez ise notalarına bakarak üfleyeyim dedim. Gözüm notayı görüyor, zihnim "şöyle yapmalısın" diyor ama o eski alışkanlık, o hatalı kas hafızası devreye girip her şeyi bozuyordu. Sanki notayla üflemeyi hiç bilmiyormuşum gibi bir tıkanıklık...

Zihin garip bir mekanizma. Kendini sıfırlamak hiç de kolay bir iş değil. Sürekli sana "sen zaten yapıyorsun, biliyorsun" diyor. Oysa o çok bilmişlik, o kibir, bizi gerçek ustalığın uzağına fırlatıyor.

-----------------------------------------------------------------------------------
Kuran-ı Kerim'de Allah (c.c) Hz. Muhammet (s.a.v) ümmiliğine bir kaç yerde olumlu anlamda atıfta bulunur.

Eğer Hz. Peygamber'in zihni o günün felsefesiyle, edebiyatıyla veya diğer dinlerin teolojik tartışmalarıyla dolu olsaydı; gelen ilahi mesaj o zihni müktesebatına takılmaz mıydı? Bir neyzenin notasız çalarken araya kendi yorumunu katması gibi, belki de o saf vahye insani bir tortu karışabilirdi.

O zaman Hz. Muhammet'in (s.a.v) ümmiliği, aslında bir eksiklik değil, muazzam bir "hazır olma" haliydi. Böylece onun (s.a.v) zihni ve kalbi, beşeri olanlardan uzak, sadece ilahi olana ayna olabildi. Bu durum ise kendisine gelen vahyi en saf haliyle, hiç bozmadan sunabilme olanağını verdi.

"Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o Ümmi Peygamber'e uyarlar..." (A’râf Suresi, 157. Ayet)

Bizler de hayatın içinde bir konuda ustalığa ulaşmak istiyorsak, belki de önce kendi 'ümmi'liğimize dönmeyi denemeliyiz.

Ney'in perdesine basarken, bir fizik problemi çözerken ya da bir insanı anlamaya çalışırken; sanki onu ilk kez duyuyormuş, ilk kez görüyormuş gibi davranmamız gerekiyor. Belki de bu yüzden Nietzsche, "unutmayı" bir erdem, hatta yaşam için bir gereklilik olarak görüyordu.

Demek ki, ruhsal ve bilişsel doyuma giden yol, mükemmel olduğunu inanmaktan değil, zihne "bilmiyorum" cümlesini söyletebilmekten geçiyor.

1.04.2026

GERÇEK DOST


Güçlüyken, kudretliyken herkes yanında olur zaten... Sakın buna aldanma!
Sen zayıfken, düşmüşken yanında kim var, iyi bak...
...gerçek dostların onlardır!
...ve onları asla unutma!

--------------------------------------------------------------

Hz. Hatice'nin vefatından yıllar sonra bile Peygamber Efendimiz (s.a.v) onu hiç unutmaz, evde ne zaman bir kurban kesilse etinden Hz. Hatice'nin eski dostlarına da gönderirdi. Bir gün Hz. Ayşe annemiz, bu tükenmeyen sevgi ve vefa karşısında dayanamayıp "Allah sana ondan daha genç ve hayırlı eşler verdi, neden hâlâ onu anıyorsun?" diye sorduğunda, Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap verir:

"Hayır, Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. Bütün insanlar bana sırtını dönmüşken o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o beni tasdik etti. İnsanlar benden mallarını esirgerken o bütün servetiyle bana destek oldu. Ve Allah bana ondan evlatlar nasip etti."

26.03.2026

İNSAN İNSANIN AYNASIDIR


Bazen insana hayret ediyorum.
Her kim bir kişiyi ne kadar çok tenkit eder ve eleştirirse, o kişiye o kadar çok benzemeye başlıyor.

Nietzsche boşuna söylememiş bunu:"Canavarlarla savaşan kişi, bu süreçte kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir. Çünkü siz uçuruma uzun süre bakarsanız, uçurum da sizin içinize bakmaya başlar."

O yüzden bir insanın yanlışını ifşa etmektense, direk yada dolaylı yoldan doğruyu hatırlatmak ve doğruyu tavsiye etmek ona benzememek açısından çok daha güvenli....
-------------------------------------------------------
(İbrahim Suresi, 24-26. ayetler:)
"Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir... Kötü bir sözün misali de, yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağaç gibidir."

(Hadis-i şerif )
"Ashabımdan hiç kimse, bir diğeri hakkında bana hoşlanmayacağım bir söz (şikayet, gıybet, kötüleme) ulaştırmasın. Çünkü ben, sizin karşınıza 'Kalbi Selim' (tertemiz, huzurlu ve önyargısız bir kalp) ile çıkmak istiyorum."