1.10.2009

İSRAF DEDİĞİN...


İsraf dendiğinde neden hep paranın çarçur edilmesi, yemek artıklarının dökülmesi gibi şeyler akla gelir. Bediüzzaman israfın zıttı olan iktisadı "en hafif suret, en kısa yol, en kolay tarz, en faydalı şekil" diye tanımlıyor ve bunu ism-i Hakim'in muktezası olarak ifade ediyor. Bu da iktisat edebilmenin ön şartının konusuna hakim olmak olduğunu işaret ediyor.
Öyleyse her konuda iktisat edilebilir. On kelimeyle anlatılacak bir düşünde beş kelimeyle, kırk dakikada öğretilecek bir konu yirmi dakikada, beş saatlik bir yolculuk iki saatte, üç saatlik bir toplantı bir saatte tamamlanabiliyorsa iktisat edilmiş olur. Ve ekliyor: "İsraf, abesiyet ve faydasızlık fıtratta yoktur."

23.09.2009

BOŞUNA BAĞIRMA! SENİ DUYMAZ O!


İnsan beyni olumsuz komutları görmezden gelirmiş. Nejat Sezik sınırsız beyin gücü kitabında böyle diyor. Yokluk(adem) karanlıktır diyor Bediüzzaman hazretleri de....
Bence zincir şöyle işliyor: olumsuz komut=adem=karanlık
Yani kim aydınlık varken, karanlıktan zevk alır ki! Bir şeyi yapma denilince o şeyi yapmak için ne kadar istekli oluyor insan! Karanlığa verilen tepki mi bu acaba? Nejat Sezik haklı galiba!

21.05.2009

HER ŞEY SON BULURKEN...

Geçen gün bir öğrencimle dışarda yürüyordum. Bir süre lunaparkdaki çocukların çığlıklarına kulak verdik. Heyecan ve mutlulukla şiddetlenen çığlıklar, bir süre sonra sona eriyordu. "Ne tuhaf!" dedim ona... "Her şey insana "SON" u hatırlatıyor. Bak çığlıklar son buldu. Eve ulaştığımızda yürümemiz son bulacak. Yediğimiz yemeğin vücudumuza katkısı son bulacak ve acıkacağız. Bir kaç saat sonra gündüz son bulacak. Bir gün sonra tatilimiz son bulacak. Bir ay sonra okul son bulacak. Bu kadar son bulan şeyin içinde, hayatın bir gün son bulacağını kavrayamamak ne kadar tuhaf!"

Evet, son bulan bir çok şey bir süre sonra tekrar ediyor! Bunun gibi son bulan hayatta ahirette devam edecektir elbette....

12.04.2009

NE KADAR AZ ANILIYORSUN!

Birine bir iyilik yaptığında hemen teşekkür bekleyen bizler, sayılamayacak kadar çok nimeti sunan Sen(c.c.)'i neden bu kadar az hatırlıyoruz?

19.03.2009

DERDİM BANA DERMAN İMİŞ!


Hani bir hastane fobisi vardır. İnsan hasta da olsa kendi imkanlarıyla iyileşmeye kalkar. Ama asıl korkusu bu değildir. Tedavi gerektiren bir teşhisin tesbit edilmesinden korkar. Çünkü tedaviler genelde acı verir. Ama hayatın sağlıklı bir şekilde devamı için bu şarttır. Yoksa sonunda ölüm vardır.
Aynı şey insanın sosyal hayatında da söz konusudur. Adam manen hastadır. Bu rahatsızlığını bilir ama teşhis edilmesini istemez. Hata ve kusurlarının söylenmesinden rahatsızlık duyar. Çünkü manevi hastalıkların tedavisi güçlü bir irade kararlı bir tedavi süreci ister. O iradeyi de ancak güçlü bir bünye ortaya koyabilir.
Hiç kimse güçsüzlüğü kabul etmek istemez. Bunun yerine teşhisi koyan doktoru ve onun reçetesini reddeder. Kendi imkanlarıyla da bu engeli aşamadığı için o derdin sıkıntısını ölünceye kadar çeker. Allah(c.c.) inayetini üzerimizden eksik etmesin.


Yalana, sahtekârlığa, günaha dadanan her kimsenin vay haline! Böylesi, Allah’ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra kibrine yediremeyip büyüklük taslayarak, sanki onları hiç işitmemiş gibi inkârında direnir. Ona gayet acı bir azabı müjdele! (el-Casiye, 45/7-8)

Öyle insanlar vardır ki hiçbir delile dayanmaksızın, halkı Allah yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için laf eğlencesi satın alırlar.İşte onları zelil ve perişan eden bir azap vardır.
Kendisine âyetlerimiz okunduğunda, sanki onları işiten kendisi değilmiş gibi, sanki kulaklarında ağırlıklar varmış gibi, son derece kibirli olarak sırtını dönüp uzaklaşır. Onlara gayet acı bir azap verileceğini müjdele! (Lokman, 31/6-7)