28.06.2007

BAKMAK DEĞİL, GÖRMEK GEREK!


Geçenlerde bir öğretmen arkadaşla tanıştım. Bebekleri altı aylık iken dünyaya gelmiş. Doğum sonrası epey bir süre yoğun bakımda kalmış. Ellerinden geleni esirgememişler. Ne kendileri ne de modern tıp... ama erken doğumdan dolayı bebek gelişimini tamamlayamamış. O yüzden her gün gelişimi geriliyormuş. Üzüldüm..Düşündüm... Orada aniden bir düşünce kapısı açıldı:
Bizim her türlü tıbbi imkana rağmen yapamadığımız şeylerin anne karnında küçücük bir mekanda en mükemmel bir şekilde gerçekleştirilmesine ne demeli dedim...İnsanlar mucize mi arıyorlar? İşte size bir adet!. Aslında bu öyle bir koruma ve öyle bir kollamak ki, o kendinden habersiz yavrucuğun bütün ihtiyaçlarını eksiksiz karşılıyor. En mükemmel tıp tekniklerinden daha etkili bir şekilde bebeğin korunup kollanması, Allah’ın koruyup kollayıcı vasıflarının en etkili tecellisi bence.. Ademoğlu O’nun varlığını hissetmek istiyorsa, gözlerini henüz açmamış yavrunun nasıl korunduğuna azıcık dikkatle baksın! Kafidir!

22.05.2007

DÜŞÜNÜYORUM

Düşünüyorum... Hayatı düşünüyorum... İnsanları düşünüyorum. Varlığı düşünüyorum. Anlamsız görünen bir çok şeyin anlamını düşünüyorum. Çünkü inanıyorum! Neye mi? Her şeyin görünen basit yüzünün arkasında farklı bir gerçek olduğuna! Her şeyin mükemmelliğine...  
Anlıyorum... Düşündükçe anlıyorum... Yaşadıkça anlıyorum.... Anladıkça acı çekiyorum... Acı çektikçe kapılar birer birer açılıyor gizemli dünyalara doğru... Açılan her kapı yeni düşünceleri beraberinde getiriyor. Daha fazla düşünüyorum daha fazla anlıyorum. Daha fazla hissediyorum. Daha fazla bilmenin acısını tadıyorum.
Dünümü düşünüyorum... Bugünümü düşünüyorum. Yarınımı düşünüyorum. Ölümü düşünüyorum. Kabiri şünüyorum. Bir anda yüzlerce yıl ötesini düşünüyorum. Binlerce yıl ötesini düşünüyorum ve anlıyorum. Artık düşünmekten vazgeçiyorum. Çünkü hissediyorum.
Gerçekler gerçeklerle aydınlanıyor. Gerçekler gerçeklerle yok oluyor. Yeni gerçekler, eski gerçeklerin yerlerini alıyorlar. Eşya yıllanmış anlamını yitiriyor ve yeni bir anlam kazanıyor ve ben yenileniyorum, hissediyorum ve yeni bir insan doğuyor.
Eşyayı inceliyorum. Maddeyi inceliyorum. Moleküller parçalanıyor, atomlar parçalanıyor. Kuarklar bir görünüp bir yok oluyorlar. Madde kayboluyor. Tutamıyorum. Ellerim boş... Gerçekler kayboluyor... Kapılar açık mı kapalı mı? Var mıyım yok muyum bilemiyorum. Madde kayboldukça ben de kayboluyorum, kendimi arıyorum, binlerce 'ben'in arasında... binlerce 'ben'... hangisi benim bilemiyorum...
Korkuyorum... binlerce 'ben'ler arasında kaybolmaktan korkuyorum. Binlerce 'ben' ve ben binlerce 'ben''de beni bulamıyorum. Tutuyorum teker teker "ben'leri... hepsi ayrı hepsi basit hepsi farklı... Ya Rab! Ben neden bu kadar 'ben'lerle doluyum! Bıktım artık ben 'ben'i aramaktan... 'ben'den vazgeçtim ya Rab!
'Ben'lerden ürküyorum, korkuyorum. Ben 'ben'ler arasında... koşuyorum 'ben'ler arasında... her şey tersiyle bilinir... siyah varsa bu beyazın işaretçisi olması gerektir ve ben 'ben'ler arasında 'ben'lerden vazgeçtim ve 'Sen'i arıyorum. Siyahtan beyaza kaçar gibi... Bir tek 'Sen'i aramayı binlerce 'ben'i aramaya tercih ediyorum.
Ve dua ediyorum: Beni 'ben'ler arasında 'Sen'siz bırakma Ya Rab!