13.01.2011

MUHAL*-İF OLMAK


Muhalif olmanın olabildiğince yüceltildiği ve kendini dinletme uğraşları yerine, başkasını susturma yöntemleri üzerine daha çok kafa yorulduğu çağımızda, ben artık başka bir şey söylüyorum. Ve diyorum ki, taraf olunan bir düşünceye muhalif olmaktansa, muhaliflerin taraf olacağı bir düşünce üretmek gerekir. Ancak o zaman insanlar değil, düşünceler çarpışır.
Kanaatimce Efendimizin (a.s.) "ümmetimin ihtilafı rahmettir" beyanları bu gerçeği vurguluyor.

Dipnot:
muhal: imkansız

4.01.2011

SPOR DEYİP GEÇMEYİN....


Yarısını kızımın sağlık sorunlarıyla geçirdiğim pazartesi günü, okula vardığımda öğle olmuş ve sınıfımın basketbol maçı çoktan başlamıştı. Skor tabelasına baktığımda 12-8 yeniliyorlardı. 'Sınıf öğretmenleri olarak yanlarında bulunayım' dedim.
İlk devre 14-14 bitti.
Benim hiç sevmediğim bir oyun basketbol...Ne söylemeli acaba diye düşündüm. Bir süre kendi aralarında konuşmalarına izin verdim ve ardından yanlarına gittim. Beni görünce sustular. Sordum:
"Potanın çemberimi daha geniş yoksa basket topu mu?"
O kadar şaşırdılar ki (bu soruyu beklemiyorlardı herhalde) birisi şaşkınlıktan top cevabını verdi... bir kahkaha koptu orada.
"Hakikaten merak ediyorum" dedim.
"Elbette potanın çemberi" dediler...
"O zaman" dedim... "Atın topu içeri!"

Söyleyebileceğim tek şeyim buydu ve hemen oradan ayrıldım...İkinci yarı başladı...
Son on dakikaya gelindiğinde on üç sayı öne geçmişlerdi... Ben de gönül rahatlığı içinde öğleden sonraki dersime hazırlık yapmak için salondan ayrıldım...
Dersin başlamasına bir süre kala yanıma geldiler...yirmi sayı fark atmışlar...
"Hocam dediğiniz oldu" dedi birisi..."Attığımız girdi."
"Elbette girecek" dedim ona...
"Ama ilk devre girmiyordu" dedi. Ona şöyle cevap verdim:
"Çünkü ilk devrede potayı küçük dışını büyük görüyordunuz. İkinci devrede ise potayı büyük dışını küçük gördünüz."

Bu arada bu gün öğrendim ki ikinci turda karşılarına okulun en iyi basketbol oynayan ikinci takımı çıkmış... Ama şimdiden okulun en iyi basket oynayan üçüncü takımı olacakları kesin...
****************************************
Lütfen! Özelde çocukları (genelde kimseyi) bir şeyi yapamayacaklarına inandırmayın. Onlara nasıl yapacakları konusunda rehberlik yapın...

1.01.2011

CUMARTESİNİN GELECEĞİ CUMADAN BELLİDİR (Mİ?)


Yılbaşı kutlamalarıyla ilgili bir grubun diğerini gâvur adetlerini taklitle, diğer grubun da ötekini gericilik ve yobazlıkla suçlamasını gülümseyerek izliyordum. Ta ki Perşembe günü bir öğrencim gelip cumartesileri mutat gerçekleştiğimiz ulusal bilim olimpiyatı hazırlık çalışmasını yapıp yapmayacağımızı sorana kadar.

“Elbette yapacağız. Çalışmamamız için bir sebep mi var?” dedim ona.

“Tabi hocam. Cumartesi günü yeni yılın ilk günü” dedi.

“Olsun!” dedim… “Bizi çalışmaktan alıkoyan sebep ne ola ki?”

“ Ocağın biri hafta içine denk gelse tatil olacaktı” dedi…

“Doğru” dedim. “Ama biz zaten çalışmalarımızı hafta sonu yani tatil günü gerçekleştirmiyor muyuz? Ocağın biri de o günlerden birisi olsun.”

“Ama hocam” dedi… “Biz akşam ailecek toplanıyoruz. Gece geç yatarız. Sabah kalkıp gelmek zor olur”

“Anlaşıldı” dedim… “Ben de o günü aileme ayırırım…”

“Hakikaten hocam yeni yılı merakla beklemiyor musunuz? Yani ertesi gün yeni bir yıla başlayacaksınız.” dedi.

“Güneşin yeni yılda doğup doğmayacağına dair elimde kesin bir kanıtım yok!” dedim.

Bu arada sınıfta bir gülüşme oldu.

“Yani ” dedim… “Belki hava bulutlu olur… -Güneşi gördüm- diyemem. Belki de Güneş beni görür, ama ben onu göremem.”

Sonra ekledim… “Ben yeniden doğacaksam yıla değil, her güne yeniden doğmayı tercih ederim. Güneş bile bir gün doğduğu noktadan ertesi gün doğmuyor. Dünyamız uzayda geçtiği yerden bir daha geçmiyor. Vücut hücrelerimiz bile sürekli yenileniyor ve altı ayda fizyolojik olarak başka bir insan oluyoruz. ”

Tabi… Gençler biraz şamatacı oluyor. Eller havaya kalkınca hemen durdurdum… “Bu alkış işinin de modası geçti… Siz de artık yeni bir yıkama yağlama yöntemi bulun.”

************************************************

Ünal der ki doğduğum gün başlamış yeni yılım,

Feleğin çemberinde geçer gider günlerim.

An gelir gece olur cansız kalır bedenim,

Melek bana gülümserse, ruhum ancak şad olur,

Mevla kul kabul ederse, gedadan sultan olur.

************************************************

(Onlar) kendi aralarında sessizce konuşurken: “Dünyada, olsa olsa on gün kadar bir şey kaldınız” derler. Aralarında konuştukları konuyu Biz pek iyi biliriz. Onların en mûtedil ve en makul olanı, o zaman “Siz bir günden daha fazla kalmadınız.” diyecek. Taha (103-104)

17.12.2010

DEVİRMEK ÜZERİNE BİR MÜLAHAZA...


Bir tanıdığım bir şeyleri devirmekten bahsedince hafızam yıllar öncesine gitti. Devrim yapmaya çok yakın olduğum ama o büyük fırsatı kaçırdığım yıla.. Lise son sınıftaydım sanırım. Rahmetli babamla bahçeye gitmiştik. Hazırladığı bir yük fındık odununu sırtlayıp eve götürmemi söylemişti. Ben ki lisede okuyan, başarılı mı başarılı ve muhtemelen bir yıl sonra herhangi bir üniversiteye rahatlıkla girecek birisi sırtında bir yük odun mahalleden nasıl geçecektim? Ayıplamazlar mıydı beni? Yapamam dedim babama...gururuma yediremem dedim... Şöyle bir kırgın baktı bana... bir şey söylemedi... belki de söyleyemedi...Yükü yüklendi. Önde babam ve arkasında ben mahallenin içinde geçip evimize vardık.

Yıllar geçti...ama ben o olayı nedense hiç unutamamışım. Bir ukte olmuş içimde herhalde. Geçen bayram tatilinde bahçeye gittiğimde ilk aklıma gelen şey o oldu.
Şimdi düşünüyorum da ben o gün devrim yapma şansını kaybetmişim. Gurur ve kibir putunu devirme şansını o gün yitirmişim.

Memlekete gittiğimde annemin çekyatlarını yıkamam insanlar arasında mevzu olmuş...sonradan öğrendim...
Evet, ben o günkü kaybımın diyetini bu gün ödüyorum... Ve bunun içinde hiç bir fırsatı es geçmiyorum...

Ve diyorum ki, devrim yapmak isteyen önce içine baksın.... gurur, kibir, tembellik, cehalet ve nefret putlarını devirsinler. O zaman görecekler Yusuf yüzlü, Mesih soluklu, Muhammedi ruhlu doğuşların başladığını...

İçindeki putları devirmeden dışarıya intizam vermeye kalkışanlar, arkalarında yıkımdan başka bir şey bırakmadılar. İşte! Firavunlar, Nemrutlar, Tiranlar, Neronlar bu yanılgının tarihe birer hediyesidir.
**********************************************************************************
Hadis-i şerifte, "Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefisindir" buyruldu. Peygamber Efendimiz Tebük savaşından dönünce de, "Küçük cihattan büyük cihada döndük" buyurdu. Eshab-ı kiram, (Ya Resulullah büyük cihat nedir?" diye sual edince, Peygamber Efendimiz, "Nefisle cihattır" buyurdu.

27.11.2010

KAYGI-SIZ MIYIM?

Bayram tatilinde memlekete gidince öğrendim ki, çevremdeki insanlar tarafından kaygısız olarak tanınıyormuşum. Hatta ablamın komşusu olan bir kadın bile böyle düşünüyormuş. Bir sohbet esnasında bana "sen çok rahat birisin..Kardeşin ve ablana benzemiyorsun" demesin mi! Bu kanaate de şöyle ulaşmış: "Olan biten şeyleri çok dert etmiyorsun."
Biraz daha sohbet koyulaşınca anladım ki, onların dertlenmekten kasıtları benim dertlenmek dediğim şeyden çok farklı... ve ona şöyle söyledim.
"İki kısım insan vardır: Birinci kısım insanlar, diğer insanlarla boğuşur. İkinci kısım insanlar ise insanlarla değil, sorunlarla boğuşur. Ben ikinci kısımdakilere dahilim."
Ve ekledim: "Dertlenmek demek hasta olmak demek değildir. Olan bitene kayıtsız kalmamak demektir."

Tabi bütün bunları edebi bir dil kullanarak söylemedim:)) Yani dil sorununa da bigane değilim.

*****************************************************************
Allah'a dayan, sa'ye(emek) sarıl, hikmete ram(teslim) ol
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
Mehmet Akif